İzmir’de Yahudi cemaatinden kalan miras ilgi bekliyor

İZMİR – İzmir, çok kültürlü, çok kimlikli etnik yapısı ile tarih boyunca diğer yerleşim birimlerinden farklı bir yapıya sahip oldu. Türk nüfusun yanı sıra, Rumlar, Ermeniler ve Yahudi nüfusu da bu topraklarda hayat buldu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte Türk kimliği baskın olurken, diğer etnik gruplar ise giderek yok olma noktasına geldi. Ermeniler tehcire, Rum nüfus ise mübadeleye tabi tutuldu.

İzmir’de, başlangıcı MS 2.yüzyıla kadar uzanan tarihi ile Yahudi nüfusun bugün için 1200 civarında olduğu biliniyor. Yahudiler üzerine araştırmaları ile tanınan Dr. Siren Bora ile İzmir’deki Yahudi varlığı ve mirası üzerine konuştuk.

İzmir’deki Yahudi varlığı ve kültürel mirasını tarihsel gelişimi içinde anlatabilir misiniz? Geçmişten bugüne neler kaldı?

Burada sözünü edeceğim kültür varlıkları, sadece İzmir Yahudileri’ne ait değildir. İzmir kentine ait kültür varlıklarıdır. Bu yüzden tüm İzmirliler tarafından sahiplenilmeli ve korunmalıdır. İzmir’deki Yahudi varlığının başlangıç tarihi MS. 2. yüzyıldır. Bulgular, Roma ve erken Bizans Dönemi Smyrna Yahudileri’ne aittir. Yahudi Mahallesi’nin konumu hakkında 2013 yılında Doç. Dr. Akın Ersoy ve ekibi tarafından bulunan bir yağ kandili referans oluşturur. Basmane’de, eski Şifa Hastanesi’nin arsasında bulunan ve MS. 5/6 yüzyıla tarihlendirilen kandil üzerinde Magen David yani Davud Yıldızı kabartması mevcuttur. Bu yağ kandilinin İsrailli bilim insanları tarafından da Antik Smyrna Yahudi yerleşim bölgesi olarak tespit edilen bir alanda bulunması, onun Bizans döneminde Smyrna’da yaşayan Yahudilere ait olma olasılığını da güçlendirmektedir. Bu yağ kandili, halen, İstanbul 500. Yıl Vakfı Türkiye Musevileri Müzesi’nde sergilenmektedir.

Dr. Siren Boğa

Osmanlı döneminde Yahudi varlığı ne zaman başladı?

Osmanlı dönemi İzmiri’ndeki Yahudi varlığı, 1590’lı yıllarda başlar. Yerleştikleri yer, İzmir İkiçeşmelik, Mezarlıkbaşı, Basmane, Smyrna Agorası kazı alanı, Havra Sokakları ve Aya Yannis Kilisesi çevresidir. Osmanlı döneminde kentte inşa edilen ilk sinagog Bakiş (Sason ya da Eben Kiş) Sinagogu’dur. 1617 tarihinde inşa edilen bu sinagogun varlığını 18. yüzyıla kadar arşiv belgelerinden takip edebiliyoruz. 18. yüzyılda birdenbire izi kayboluyor. İzmir, 18. yüzyıl boyunca pek çok depremle sarsıldı. Bu depremlerin en önemlisi, 1778 depremidir. Öte yandan, 1738, 1741, 1744, 1763 ve 1772 tarihli yangınlar da çok önemlidir. Özellikle 1772 tarihli yangın sırasında sinagogların tamamının yanıp kül olduğu bilinmektedir. Sinagoglar, çeşitli felaketler nedeniyle zarar gördüğünde resmi kurumlara başvurulur. Resmi izinle onarılır ya da inşa edilir. 1799 yılında İzmir Yahudi Cemaati, yangında kül olan sinagoglarının tamirine müsaade edilmesi için bir arzuhal vermiştir. O halde 18. yüzyılın sonunda ya da 19. yüzyılın başında inşa ya da tamir edilen sinagogları gözden geçirmek yararlı olabilir. İzmir Etz Hayim Sinagogu’na ilişkin ilk bilgi, 19. yüzyıla aittir. Acaba, yanan Bakiş Sinagogu, Etz Hayim adıyla yeniden inşa edilmiş olabilir mi? Bence bu önemli ve dikkate alınması gereken bir ayrıntıdır. Çünkü Etz Hayim Sinagogu’nun İzmir’de ilk inşa edilen sinagog, hatta Bizans sinagogu olduğuna ilişkin bir söylenti mevcuttu. Fakat bu söylentinin ne kaynağı ve ne de somut delili vardır.

‘500 YILLIK YAHUDİ MAHALLESİ YOK EDİLDİ’

Yahudi nüfusunun yerleşim merkezlerinden söz edebilir misiniz? Daha çok İzmir’de hangi mahallelerde yerleşiktiler?

İlki, İkiçeşmelik’teki en önemli ve değerli yerleşim alanlarından biri; Smyrna Agorası Kazı Alanı. Bu alanda ilk Yahudi yerleşimi 16. yüzyıl sonunda başlamış ve 20. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bugün burada, Sabetay Tsevi Evi ve yıkılan Keçeciler Sinagogu’nun yanındaki bir Yahudi evi hariç tek bir yapı bulamazsınız. 2000’li yılların başında binaların tümü yıkıldı. Burada büyük ve telafi edilmez bir hata mevcuttur. Çünkü bir kentin tarihi, arkeolojik alanlardan ve arkeolojik bulgulardan ibaret değildir. Fakat burada, Osmanlı döneminde inşa edilen “hastanesi, Alman Yahudilerine ait sinagogu, Alman Yahudileri cemaat merkezi, Keçeciler sinagogu, kurtijo içindeki sinagogu, Yahudi çeşmesi, lazarettosu (karantinahanesi), kurtijoları ve yahudihaneleriyle” 500 yıllık Yahudi Mahallesi yok edilmiştir. Kısacası bir kent suçu işlenmiştir. Eğer tüm kültürel değerleriyle birlikte 500 yıllık Yahudi Mahallesi korunsaydı; İzmir Liman Kenti’nin UNESCO adaylık dosyası reddedilmezdi kanaatindeyim.

Eski Yahudi Mahallesi’nin ikinci önemli noktası, Kadifekale etekleriyle Smyrna Agorası Kazı Alanı arasındaki bölgedir. Aya Yannis Kilisesi’nin hemen arkasında, Tsontsino Sinagogu var. Bu sinagogun en önemli özelliği, İkiçeşmelik’te mevcut tek kubbeli sinagog olması. Şimdiki durumunu soracak olursanız; kent tarihinden tamamen silinmek üzere. Kasten mi böyle atıl bırakıldı; yoksa hukuki engellerden dolayı elden bir şey mi gelmiyor, bilemem. Bu arada bu sinagogun çevresindeki alanda tespit ettiğim Yahudi kültürel mirasına dahil pek çok yapı mevcut.

Üçüncü önemli noktamız, İkiçeşmelik Katlı Otoparkı’nın solunda ve arkasında kalan ve Aya Vukla Kilisesi’ne kadar uzanan geniş bölgedir. Burada kirada olup hunharca kullanılan Alliance Israélite Okulu var. Avlu içindeki yapılar, 19. yüzyılda satın alınmış. Sonraki yıllarda restorasyon ve ilavelerle büyütülmüş; kız ve erkek okulları olarak kullanılmış. Hemen arkasında, 1308 ile 1307 sokakların kesiştiği yerde eğitim veren İzmir Talmud Tora Okulu, 1976 tarihinde yanınca; eğitime, Alliance okulunun yapılarında devam etmiş. Eski Alliance okulunun hor kullanıldığı ellerden kurtarılarak bir kültür merkezine dönüştürülmesi, İzmir için önemli bir yatırım olarak dikkate alınmalıdır. Üstelik yapılardan birinin içinde hala küçük bir tiyatro salonu da mevcut.

Eski Yahudi Mahallesi sınırları dahilindeki son önemli nokta, Havralar Meydanı, Havra sokakları ve çevresi. Zaman içerisinde doldurularak üzerine büyük Kemeraltı çarşısının inşa edildiği İç Liman’ın Rıhtımı’nın merkezi eksenini, Anafartalar Caddesi’nin Şadırvanaltı Camii ile Başdurak Camii arasındaki bölümü oluşturur. Her iki Havra Sokağı da (927 sokak ve Havra Sokağı Pazarı) bu caddeye bağlanmaktadır. Havra Sokağı Pazarı, İkiçeşmelik Caddesi’yle buluştuktan sonra, Dikilitaş adı verilen uzun ve geniş bir ana caddeyle, Smyrna Agora’sını boydan boya geçerek, Bizans döneminden beri Rum ve Yahudi nüfusu barındıran Aya Yannis Kilisesi’yle Tsontsino Sinagogu’nun inşa edildikleri bölgeye ulaşır. Sözünü ettiğim cadde, bir “Ana arter”dir ve muhtemelen Bizans dönemine dek uzanan bir tarihi geçmişi mevcuttur.

Bugünkü Havra Sokağı’nda da Yahudi kültür mirasına ait yapılar mevcut. Bunlardan da söz edebilir miyiz?

Havra Sokağı Pazarı üzerinde de Yahudi kültür mirası yapıları mevcut. Şaraphane binası, 1950’li yıllarda Akın Pasajı olarak kullanılmaya başlanmış ve bu adla kent hafızasına yerleşmiş. Bu adla kent hafızasına yerleşmesi, bu adın doğru imaj olduğu anlamına gelmiyor. Bu yapıyı inşa eden, İzmir Yahudi Cemaati’dir. Benim bulduğum en eski kayıt, Ladino dilinde Solitreo yazılmış 1839 tarihli bir arşiv belgesi. Şaraphanenin büyütülmesinden ve işleyişinden söz ediyor. O halde inşa tarihi çok daha eski yıllar olmalı. 1923 tarihine dek Şaraphane olarak kullanılıyor. 1923 tarihinde Yahudi Yetimhanesi oluyor. Bölgede, Havra sokakları üzerinde ve çevresinde dokuz sinagog ve eski bir yeşiva yapısı mevcut. Melamed Tinoket Yeşivası, Etz Hayim Sinagogu’nun yanında. Yapı halen mevcut. 17. yüzyılda inşa edilen sinagoglar, Portugal, Neve Şalom (Şalom), Orehim (Forasteros), Senyora, Algazi sinagogları. Hevra ve Orehim sinagogları restorasyon aşamasında. Ayrıca, Bikur Holim Sinagogu, Beit Hillel Sinagogu, Hahamhane ve Rav Palaçi’nin vefat ettiği ev mevcut. Hahamhane, Hahambaşılık Çalışma Ofisi. 1840’lı yıllarda inşa edilmiş. Bugün restorasyona gereksinim duymakta. Hahamhane’nin tam karşısında, iki kurtijonun birleştirilmesiyle 1837 tarihinde inşa edilen Rothschild Hastanesi ve Pandemi Hastanesi var. Ancak hastaneler bugün mevcut değildir. 1980’li yılların başında, hastanelerin tam ortasından 926 sokak adıyla bir sokak geçirmişler. Hastane yıkılmış ve geriye sadece avlu duvarının bir bölümü kalmış.

İzmir’deki Yahudi yerleşimi, sadece İkiçeşmelik’teki Yahudi Mahallesi’nden ibaret değildir. Yahudiler, 1865 tarihinde imara açılan Karataş ve ardındaki bölgeye 1880’li yıllardan itibaren yerleşmeye başlamışlardır. Burada ilk inşa edilen ve hala mevcut olan Roş HaHar Sinagogu var. İngiliz Bahçesi’nin tam karşısında yer alan Beit Esther Sinagogu’nun 1949 tarihinde mevcut olduğunu, elimdeki sinagog envanter kayıtlarından biliyorum. Bu tarihten sonra sinagogun başına ne geldi, meçhul. Çünkü bugün mevcut değil. Karataş Hastanesi şükür ki hala duruyor ve koruma altında. Onun yakınında yer alan Beit Levi Sinagogu ise, 1980’li yıllarda yıkılarak yok oldu. Beit İsrael Sinagogu, hala mevcuttur ve koruma altındadır. Karataş Alliance Israélite Okulu ise yıkıldı. Nesim Levi Bayraklı’nın 1922 yılından itibaren “9 Eylül Asansörü” adını verdiği Asansör, hala İzmir halkına hizmet veriyor. Karataş’taki Yahudi Mahallesi’nin en önemli özelliklerinden biri kurtijolardı. Deniz kenarına yan yana inşa edilen kurtijolar, 1970’li yıllara kadar varlığını sürdürdü. 17. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren varlığından haberdar olduğumuz Bahribaba Yahudi Mezarlığı bugün mevcut değil. Ayrıca İzmir’in banliyöleri olan Karşıyaka ve Bornova’da da Yahudi yerleşimi vardı.

Bugün için Yahudi varlığı ve kültürel mirası korunabiliyor mu? Bu mirasın korunması için devletten, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarından beklentiniz nedir?

Beit Hillel Sinagogu, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Yahudi Cemaati tarafından ortaklaşa restore edildi. Portugal Sinagogu, Ege Sanayici İş Adamları tarafından toplantı ve kültür merkezi olarak belirli bir süre kullanma koşulu karşılığında restore edildi. Hevra Sinagogu tamamen yok olmak üzereyken, 2020 tarihinde Almanya Federal Hükümeti Dışişleri Bakanlığı Kültür Mirası Fonu’ndan faydalanılıp bir geçici çatı yapıldı. Ayrıca duvarlar güçlendirildi, molozlar temizlendi. İlk aşamada, Etz Hayim Sinagogu’nun çökmekte olan zemini, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği Kültür Mirası Fonu’ndan faydalanılarak sabitlendi ve restorasyon projesi çizildi. 2018 tarihinde, İZKA’ya başvuruldu; dörtte üçü İZKA, dörtte biri İzmir Yahudi Cemaati tarafından yüklenilerek sinagogun koruma ve restorasyon projesi gerçekleştirildi. Forasteros Sinagogu’na, Almanya Federal Hükümeti Dışişleri Bakanlığı Kültür Mirası Fonu’ndan faydalanılıp geçici çatı yapıldı. Avrupa Birliği Fonu’ndan faydalanılarak sinagogun restorasyon projesi çizildi ve koruma kuruluna sunuldu.

Havra Sokağı Pazarı üzerinde yer alan Şaraphane, şu anda TARKEM tarafından restore ettirilmekte. Yapı, 150 yıldan fazla İzmir Yahudileri’nin mülkiyetinde kalıp, koşer şarap üretim fabrikası ve Yahudi Yetimhanesi olarak kullanılmasına rağmen; TARKEM, bu yapıyı hala Akın Pasajı olarak adlandırmaya devam ediyor. Bu tutum tarihe ve tarihi hakikatlere sahip çıkmak değil; aksine, onları görmezden gelmektir. Kemeraltı’nın tarihine sahip çıkılmalıdır ki; Kemeraltı Yatırım Fonu işlev kazanabilsin. Bu yapının acilen Yahudi Şaraphanesi olarak tescil edilmesi gereğinin altını özellikle çiziyorum. Benzer bir tutum, Hurşidiye Mahallesi sınırları içinde yer alan bir kurtijonun restorasyonu sonrası sergilenmiştir. İnşa edenin ve yapının hakiki adı tespit edilmiş olmasına rağmen, yapı Mavi Kortejo olarak tescil edilmiş; tanıtım tabelasında bu yapının İzmir Yahudi kültür mirasının bir parçası olduğundan dahi söz edilmemiştir.

Benim özellikle altını çizerek vurgulayacağım konu, Bornova ve Gürçeşme Yahudi mezarlıklarının yerel yönetimler tarafından koruma altına alınması gereğidir. Çünkü birinci derecede kültür mirası ve arşiv belgesi niteliği taşıyan mezar taşları, mezarlığa giren şahıslar tarafından parçalanmakta ve tahrip edilmektedir.

‘İZMİR’DEKİ YAHUDİ NÜFUSU BİN 200 CİVARINDA’

İzmir’de Yahudilerin en parlak ve en kötü olduğu dönemler hangileridir? Yahudileri nüfusu bakımından geçmiş ile kıyasladığımızda niceliksel olarak hangi noktadayız? İzmir’deki Yahudi nüfusu günümüzde sayısal olarak ne kadardır?

İzmir’de Yahudilerin en parlak olduğu dönem, 17. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasındaki dönemdir. Bu döneme kadar, Sefarad Yahudileri’nin maddi ve manevi mirası cemaati beslemiştir. En kötü dönemi ise, 19. yüzyıldır. Pandemiler, yangınlar, sosyoekonomik bunalım, kültürel deformasyon, yoksulluk, açlık, genç evlilikler, vergi adaletsizliği ve cemaat kavgaları nedeniyle berbat bir yüzyıl geçirdiklerini söyleyebilirim. İzmir Yahudileri’nin en kalabalık olduğu dönem 20. yüzyılın ilk çeyreğidir. Bu dönemde kente kaybedilen Osmanlı topraklarından gelen pek çok Yahudi aile mevcuttur. Ayrıca, Rusya, Polonya ve Romanya’daki pogromlardan kaçan milyonlarca Yahudi var. Bunun ne kadarı İzmir’de kaldı bilinmiyor. Yunan işgalinden itibaren İzmir’e gelip yerleşen Yahudileri de dahil edelim. Sanırım sayı, epey yüksek olmalı. Bugün İzmir Yahudi nüfusu bin 200 civarındadır.

Yahudilerin bugün için günlük yaşamları nasıl? Gelenek ve göreneklerini, ibadetlerini yaşayabiliyorlar mı? Bu konuda yaşadıkları zorluklar var mı?

Evet, gelenek ve göreneklerini yaşıyorlar; ibadetlerini yerine getiriyorlar. Bu konuda önlerine çıkan herhangi bir zorluk yok. Bir örnek vereyim. İzmir Yahudi nüfusunun büyük bir bölümü yaz aylarını Çeşme’de geçirdiği için, 90’lı yıllarda burada bir yapı, sinagog olarak cemaat tarafından kullanılmaya başlandı. Bu konuda bir zorluk yaşanmadı.

Yine tarihsel bağlamı içinde Yahudi toplumunun devlet, yerel yönetimler ve yerel topluluklar ile ilişkisi nasıl olmuştur? Gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde Yahudiler baskıya uğradılar mı?

Osmanlı döneminde, padişah ile tebaası arasındaki ilişki, 19. yüzyıla kadar İslam hukuku çerçevesi içinde sürdürüldü. Tanzimat döneminden itibaren millet sistemine geçildi. Cemaat yönetimi ve Hahambaşılık hazırlanan nizamnameler vasıtasıyla sistematik hale getirildi. Meşrutiyet döneminde gayrimüslimler arasında yer alan Yahudiler, mebus seçme ve seçilme hakkını elde etti. Lozan sonrasında ise, bizzat Yahudi cemaatinin talebiyle, Türk vatandaşı oldular. Osmanlı dönemi, her ne kadar cemaatlerin iç işlerinde serbest olmasıyla tanınmaktaysa da bugün pek çok kişinin hoşuna gitmeyen “hoşgörü” sözcüğü Osmanlı döneminin mirasıdır. Hoşgörü, yukarıdaki yönetenin, kendinden aşağıdaki yönetilene bir lütfudur. Kısacası o sözcükten hoşlanmayanlar, aslında Osmanlı dönemini eleştirmektedir. Bu sözcüğü kullananlar ise Osmanlı dönemi hukuk sisteminin mirasını yüklenmektedir. Osmanlı döneminde, gayrimüslimlere yönelik, kıyafetten, seçilen adlara kadar uzanan bir sınırlama var. Bu bir baskıdır. Cumhuriyet dönemi ise ilan edildiği tarihten 1924 yılına dek Yahudiler tarafından büyük bir coşkuyla karşılanıyor. Fakat ne zaman ki, din ve etnisite ayrımından dolayı işten çıkarmalar yaşanıyor; bankalar, fabrikalar, demiryolları devletleştiriliyor, işte o zaman hayal kırıklıkları ve kırgınlıklar da başlıyor. Elza Niyego Olayı’ndaki hukuksuzluk, ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ baskısı, 1934 Trakya Olayları ve 1942 Varlık Vergisi…. Bunlar, eşit vatandaşlık bekleyen Yahudilerin, ırkçılık ve onun yol açtığı saldırı, hukuksuzluk ve haksızlıklarla karşı karşıya kaldığı olaylara ilişkin örnekler. Sözünü ettiğim olaylar bugün meydana gelse, antisemitizm olarak tanımlanır.

‘YAHUDİ ERMENİ İLİŞKİLERİ DAHA İYİYDİ’

Uzun yıllar birlikte yaşadıkları İzmir’de Ermeni ve Rumlar ile ilişkileri nasıldı? Ermeniler tehcire uğrarken ve Rum nüfus mübadele ile Türkiye’den ayrılmak zorunda kalırken, Yahudiler böylesi trajik olaylar yaşadı mı?

Rumlarla ilişkilerin çok sıcak olduğunu söylemem mümkün değil. Ortodoksların, Bizans döneminden süregelen Yahudi aleyhtarlığı ve kan iftirası olayları İzmir’de de yaşandı. Üstelik Rumlarla Yahudiler arasındaki soğukluğun göstergesi olarak, Yunanistan’ın eline geçen Girit’ten ve Balkan topraklarından Müslüman Türklerle birlikte kaçan Yahudilerin mevcudiyetini de örnek verebilirim. Yahudi Ermeni ilişkileri daha iyiydi. 1934 Trakya Olayları sırasında topraklarından kovulan Yahudileri trajik olay örneği olarak verebilirim. Sorumlular ise yerel halkı kullanan basın ve hükümettir.

Yahudilerin kendi aralarında sınıfsal veya toplumdaki konumlarına göre bir ayrım var mı? Örneğin varlıklı, zengin aileler Karataş’ta otururken, yoksul olanlar ise bugünkü Mezarlıkbaşı bölgesinde Kurtijo Yahudihane denen Yahudi Evleri’nde kalıyorlardı.

1880’li yıllara kadar sınıfsal bir ayrım yok. Zenginin konağı ile fakir Yahudilerin yaşadığı kurtijo ya da yahudihane aynı sokakta yan yana yer alırdı. Esasen zengin ya da fakir Yahudilerin tümünün mütevazı yaşamı tercih ettiğini söyleyebilirim. Bakın bu nokta çok önemli. Çünkü İzmir Yahudileri, hala, mütevazı yaşam biçimini tercih etmektedir. 19. yüzyılda Yahudi burjuvazisi oluştu. Lehli adı verilen yoksul Aşkenaz Yahudileri kalabalık gruplar halinde İkiçeşmelik’e yerleşti. Böylece varlıklı Yahudilerin büyük bir bölümü bölgeden ayrılarak, Karataş’a, Bornova’ya ve Karşıyaka’ya gitti. Bugün, cemaatte hala yoksullar mevcut fakat bir ayrım söz konusu değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x